25 Ekim 2023 Çarşamba

Karakomik Mi Filmler?

    Cem Yılmaz, çocukluğundan beri sinemaya hevesi olduğunu hiç saklamadı insanlardan. Onun içindeki sinema aşkı komedyenliğinin önüne bile geçti çoğu zaman. Sinemadaki başarısı da bunu gösterdi zaten. Son birkaç yıldır ise açıktan açığa olmasa da kendi tarzını ortaya koyma çabası içinde. Yıllar sonra kendisinden bahsedilirken söylenecek bir tarz. 
    Karakomik kelimesi insanlar için pek bir şey ifade etmedi, en azından Cem Yılmaz'ın kendisi kadar. Belki ileride isim anlaşılır, yerli yerine oturur diye düşünüyordur muhtemelen kendisi. Çünkü son işlerinde bunu göz önüne çıkarmayı, ileride bu şekilde anlaşılmayı istediği görülüyor.
    Karakomik, bir tarz olarak anılır mı bilmiyorum. Kendine has bir tarz yaratmaya çalışması da ne kadar gerekliydi Cem Yılmaz'ın o da tartışılır. Hokkabaz ile olsun Pek Yakında ile olsun Cem Yılmaz'ın zaten kendine has bir üslubu vardı. Aslında Cem Yılmaz çoktan kendi tarzını oluşturmuştu.
    Cem Yılmaz'ın orta yaş sınırıını geçtikten sonra daha entelektüel bir şekilde kendisini sergilemesi normal. Genelde de olan bir şey bu. Ancak, zaten halihazırda muhteşem işleri olan bir insanın çok farklı bir şekilde anılmaya çalışması pek anlaşılır bir şey değil. Bu tarzda yapmaya çalıştığı işlerin ne Hokkabaz'ın ne de Pek Yakında'nın ilerisinde olmadığı düşünülürse bu hevesin yerleşeceğini ya da yerleşse bile başarılı bir şekilde anılacağını söylemek zor. Cem Yılmaz'ın farklı şeyler denemesi eski yapıtlarının değerini daha da arttırıyor hatta. Bizim için ise o yapıtlara benzer bir şeyler beklediğimiz günler uzuyor sadece.
    Do Not Disturb filmindeki ilacın adını anmak olası ileride Karakomik kelimesindense. Bicoverdim, Cem Yılmaz'ın ortaya koymaya çalıştığı şeylere bir hakaretten çok eski tarzının geri gelmesi arzusunun adı yanlış anlaşılmasın.

   




27 Eylül 2023 Çarşamba

Orhan Pamuk'un Kehaneti mi, Latife Tekin'in İntikamı mı?

 

    Latife Tekin, Sevgili Arsız Ölüm'ü çıkardıktan sonra konuşulanlar, yapılan eleştiriler, yazarın üstüne gitmeler büyük ses getirmiş. Latife Tekin, Memet Fuat'ın da yönlendirmesiyle kısa zaman içinde ikinci kitabını çıkarmıştır çıkarmasına ama sonra neler olduysa işler bir anda değişmiştir. Latife Tekin'in üslubu olarak tabii.

    Orhan Pamuk Latife Tekin'e "Sen hep bununla hatırlanacaksın" derken Sevgili Arsız Ölüm hakkında mı iyi konuşmuş, Latife Tekin hakkında mı kötü konuşmuş düşündürüyor. Şu an bile Latife Tekin, Sevgili Arsız Ölüm ile konuşuluyor. Her yazıda köyden kente göçten bahsediliyor. Bahsediliyor da Latife Tekin ilk iki kitabından sonra kitap yazmadı mı? Onlar hakkındaki bu sessizlik neden?

    Latife Tekin'in Sevgili Arsız Ölüm ve Berci Kristin Çöp Masalları eserlerindeki yapı ve üslup post-modern olarak değerlendirilmiş ve bunlar hakkında büyük yaygara kopmuş kitaplar ilk çıktıkları zaman. Destansı ve soluksuz akan dili için birçok şey söylenmiş. Latife Tekin'in bu yaşta öyle eserler ortaya koyması garipsenmiş falan filan. Latife Tekin açısından bu durum ne kadar düşünüldü bilmiyorum. Kaç kişi kendini onun yerine koydu acaba?

    İlk iki kitabındaki dilini sonra tamamen bırakması, ucundan bile olsa kullanmaması hakkında biraz düşünmek, Latife Tekin'in yerine kendimizi koymak çok zor olmasa gerek. Zor olan, sonraki eserlerinde büründüğü yazar kişiliğini anlayabilmek. Son eseri Zamansız da dahil olmak üzere seçtiği dil, ilk iki kitabının diline yapılan eleştirilere bir cevap mı diye sormak çok da yersiz olmayacak gibi. İlk iki kitabına yapılan ağır eleştirilere Tekin, böyle mi cevap verdi merak ediyorum. Kendisi, adeta "Alın, post-modern edebiyat böyle olur" diyor yıllardır. İntikam alıyor herkesten. Bilerek yazdığı ağır metinler, ilk iki kitabına yapılanlara karşı bir nefsi müdafaa değil midir?

    Orhan Pamuk, o sözü söylediği için mi böyle oldu ya da Tekin, kendisini tamamen herkesten hıncını almaya adadı? Sevgili Arsız Ölüm ya da Berci Kristin Çöp Masalları tarzında bir kitap daha görecek miyiz kendisinden? O masalsı, destansı dilini bize bir daha hiç göstermeden çekip gidecek mi bu dünyadan? Devam edecek mi bize böyle eserler vermeye ya da? Soruları sorduğumuzla kalmaktan başka ne yapılabilir. Tek şey var belki de, onu da en son söylemek istedim. Sevgili Arsız Ölüm ile Yüzyıllık Yalnızlık arasında çok az bir benzerlik var ve ben o Latife Tekin'i tekrar okumak istiyorum.O eser Yüzyıllık Yalnızlık'a benzemiyordu hatta ama sonraki eserleri sıradan post-modern eserlere çok benziyor.

11 Ağustos 2023 Cuma

Her Gece Bodrum Kitabında Emine'ye Ne Oldu?

 

    Selim İleri'nin Bodrum Dörtlemesi'nin ilk kitabı Her Gece Bodrum eserinde kendini 32 yaşında evde kalmış bir yaşlı kız hisseden Emine, kitapta gruptan ani bir şekilde ayrılıp İstanbul'a döner ve sonra kendisi hakkında hiçbir bilgi alamayız. Kitap bittiğinde ise elimizde kuruntulu, üzgün ve meçhul bir Emine kalır. 

    Kerem'e olan aşkı saçma değildi asla Emine'nin. Sürekli yalnızlığını ve yaşını düşünürken içten içe harladığı ateşini Kerem değil de başka biri olsa da yakardı. Emine, kılı kırk yarmasından dolayı aslında memnun ama habersiz bir şekilde sevilmek isteyen bir kız. Tatiller de hele ki söz konusu Bodrum ise bunun bilinçaltı harabelerinde büyük sarsıntılar yaratması çok olası. Zamanın dinamikleri 32 yaşın yaşlı olduğunu düşündürüyordu ayrıca ve şimdiye nazaran farklı bir toplum söz konusuydu. Kerem ile sarhoş bir şekilde dans etmek gayet de çok fazla bir şeydi o zaman için.

    Emine'nin apar topar İstanbul'a döndükten sonra beklediği kardeşi ve sevgilisi Kuşadası'na geçecekler ve Cem bunu kendisine söylemeyi kabul etmiş olsa bile söylemeyecekti. İşkolik Emine'nin stresi olağanüstü seviyeye ulaşacak ve yerinde dört dönecekti mutlaka. Unutumak istediği şeyleri de aklına getirecekti haliyle bu durum. Sinirleri gergin bir şekilde tamamen işine verip kendisini diğer her şeyi unutması normal olur.

    Zamanla mevkisinde yükseldikten sonra da kendisinden alt düzeyde birisiyle mantık evliliği kurmaya yatkındır Emine. Riskin en düşük olduğu seçenekler ile hayatına devam etmesi gerektiğini düşünecektir. Hayatının sonuna kadar evin dışarıdan görünmeyen reisi olarak kalmak isteyecek ve ona göre adımlarını atacaktır. Kasvetli bir evlilik ve sıkıcı bir hayat onu çok da rahatsız etmeyecek gibi görünür uzaktan. Kardeşinin gönül eğlendirdiği Katherine ile yazışmaya da devam etmesi beklenebilir kendisinden.

1 Ağustos 2023 Salı

Aydaki Kadın Romanında Selim'in Sonu


     Genç Eleni, ah genç Eleni... Tanpınar'ın eserlerindeki kendince örtük ama aslında göze çarpan şehveti hiç tatmin olmuş bir şekilde görememek bizim kaderimiz. Lakin son romanında Rum yardımcısının yeğeni Eleni ile sanki bunu kırmak üzereymiş gibi durur Tanpınar. Şehvet, hayatının sonlarına yaklaştığını hissettiği için artık tatmin edilmelidir gibi gelir okuyana.

    Leyla ile olan uzatmalı ve sürüncemeli aşkından çok yardımcısına duyduğu bağlılığı ile ilgili gösterilir Eleni'ye yaklaşmaması Selim'in. Aslında Selim biraz Tanpınar'dır, aynı Mümtaz'da olduğu gibi. Tanpınar ise yaşlanmıştır artık, kendisini tutmak istemiyor gibidir. Romanı bitirebilseydi, Eleni ile Selim'i mutlaka seviştirmek ister görünür. Eleni, tüm kadınları seven üstadın son dansıdır.

    Selim, siyasete girecektir ve romanı boşlayacaktır. İflas romanı hiç bitmeyecektir hatta. Selim, Eleni ile de evlenecektir ayrıca. Eleni ile cinselliğin tüm uç noktalarında gezecektir doyasıya. Tanpınar bunu daha önce de istemedi mi aslında? Çok istedi ama yapmadı. Niye yapmadı bilinmez ama Aydaki Kadın tamamlanabilseydi, okurlar sonunda maneviyat duvarlarını parçalamış ve hayatın zevklerini tatmaya karar vermiş bir Selim göreceklerdi. 

2 Temmuz 2023 Pazar

Sanatçı Biyografisi Filmlerinde Özel Hayatın Çekiciliği


    Emily Bronte'nin hayatının anlatıldığı 2022 yapımı olan Emily filmi, izleyici kitlesi tarafından sıradan bir film olarak tarihe geçti. Çok izlenmedi, çok konuşulmadı. Bu durum hak ettiği bir şey miydi yoksa değil miydi? 

    Sanatçıların hikayelerini aktarırken özel hayatlarındaki çalkantıların, sansasyonların öne çıkarılmasını hep izlenmesini arttırmak için yapılan bir çaba olarak gördüğümden Emily filminin izlenmek için hiçbir reklam yapmaması aklımı karıştırdı. Çünkü film sadece meraklılarına yönelik bir film değil ne yazık ki? Filmde sadece iki kere Lord Byron bir kere de Shaekespeare kelimesi geçiyor. Geri kalanı tamamen Emily ve ailesinin skandalları üstüne kurulu filmin. Bu filmin meraklılarının Bronte'nin daha entelektüel hallerinii izlemek isteyeceği muhakkak. Ancak film bunu izleyiciye vermiyor.

    Hal böyle olunca ne Bronte'nin hayatının meraklıları tatmin oluyor ne de bölye filmleri sevenler filmden uzak kaldıkları için bu filmden haberleri oluyor. Filmin kötü olmadığı bir gerçek ancak yapılan ortada yanlış bir strateji izlendiği de ortada. Yükselişte olan Emma Mackey sayesinde yapılabilecek şeyler gözardı edilmiş. Bizim açımızdan düşünülecek olursa; Tomris Uyar'ın bir filmi yapılsa muhtemelen bu şekilde yapılırdı ve reklamlarında tüm aşkları üstüne basa basa verilirdi. Bir sanatçının özel hayatı öne çıkarılacaksa böyle yapılması gerekir zaten.

26 Nisan 2023 Çarşamba

Boğa Boğa ve Siyasetsiz Dolandırıcılık (Spoiler)

 

    Boğa Boğa, Netflix'in son yerli yapımı. Onur Saylak ve Hakan Günday işbirliğinin Şahsiyet ve Uysallar'dan sonraki devamı olan bu yapım, gereği kadar konuşulmadı pek. Konuşanlar arasında da beğenmeyenlerin fazla olduğunu gözlemledim.

    Şahsiyet, öyle üst düzey bir işti ki sonrasında gelen Uysallar ve Boğa Boğa'nın eleştirilere maruz kalması çok doğal öncelikle. Boğa Boğa asla kötü bir film değil ayrıca. Bir dolandırıcının zor durumda kalması hikayesi zaten az işlenmişken, bunu iyi kadroyla ve iyi bir senaryo ile işlemek bence zaten önemli bir şey. Ülkemizde yapılmış bu tarz pek yapımın olmadığı aşikar yani. Ayrıca, dijital platformlardaki dublajımsı diyalogların da bu filmde yer almaması zaten benim için başlı başına büyük bir sevinç kaynağı.

    Peki, yurt dışı yasağı konan suçluların bir şekilde kaçtığını hepimizin bildiği ülkemizde, filmdeki bu durum iyi işlenmiş mi? Bir kere film siyasi göndermeler içeriyor, bunu söylemek gerek. Gözümüze sokarak yapmıyor bunu tabii, çok yerinde bir şekilde yapıyor. Yalın da ortaklarını ele verip özgürlüğünü kazanmış biri ki bu da Amerikan filmlerinden bolca aşina olduğumuz bir konu. Ancak, böyle bir adamın siyasi ilişkilerinin olmaması ve onları kullanmaya çalışmaması maalesef tüm inandırıcılığı yitiriyor filmde. Bunun dışında çoğu şey güzelken, böyle bir dolandırıcının hiçbir siyasi bağlantısının olmaması, onları kullanmaması ve sadece ve sadece bir milyon euro ile Yunanistan'a kendi imkanları ile kaçmaya çalışması çok saçma. Bu adam yerel bir suçlu değil ki.

    Bir milyon euro ile Yunanistan'a kaçmaya çalışan kişi belki şirketi soyan bir muhasebeci olabilir dünyamızda ve bu durum sonuç olarak bir çuval inciri berbat ediyor. Yurt dışında bu durum çok yargılanmaz ama ülkemizde bu işler böyle dönmüyor maalesef. Bunu da yapsalar belki film istedikleri gerilimi vermeyecekti diye düşünmüş olabilirler, bilemem ama benim için maalesef  gözardı edilemeyecek bir konu bu.

2 Nisan 2023 Pazar

2022'nin En İyi Kitabı Mıydı? Bahara Bir Hediye-Ömer F. Oyal


     Ömer Fikret Oyal, kitaplarını orta yaşlarında çıkarmaya başlamış bir yazarımız. Genelde sessiz ve sakin bir yazarlık hayatı geçiren Oyal, son kitabı Bahara Bir Hediye ile yine bu mütevazı hayata devam ediyor gibi görünüyor. Ancak, 2022 yılında çıkan bu kitap diğer kitaplarının aksine bu sessizliği bozmalı ve sükse yaratmalıydı diye düşünüyorum. Bu yazı da bu yüzden yazıldı zaten.

    Ömer F. Oyal'dan böyle bir kitap asla beklemezdim desem yalan olmaz. Kitap, daha önceki kitaplarına nazaran müthiş bir psikolojik yoğunluk ve derin bir anlatım içeriyor. Tarih ve edebiyat akademisyenliği geleneğine sahip bir ailenin üç çocuğunun ortancası olan Naci'nin kız kardeşi Firdevs'e olan saplantılı aşkı müthiş bir şekilde anlatılıyor. Bu bir abartma değil, çünkü bu rahatsız edici konu o kadar iyi anlatılıyor, okura o kadar nefis bir şekilde aktarılıyor ki rahatsız hissetmiyorsunuz kendinizi. Japonya tutkunu, ailenin aykırı ferdi Firdevs'e abisinin aşkı bu kadar güzel bir şekilde anlatılamazdı. Derin tahliller, çevre gözlemlerinin asla ama asla sıkmadan yazıya yedirilmesi, ruhsal çözümlemeler... Her şey dört dörtlük bu kitapta. Devamını beklediğim, istediğim ender kitaplardan Bahara Bir Hediye. Gerçek bir başyapıt benim gözümde.

    Uzun yıllardır bu kadar iyi bir kitap okumadığımı söylemekte hiçbir sakınca görmüyorum. Sonuna kadar samimiyim bu konuda ve Ömer F. Oyal'ın hak ettiği değeri bu kitap ile eninde sonunda göreceğine adım gibi eminim. Hele geçen sene ödüller kazanmış diğer romanların yanında Bahara Bir Hediye'nin değerinin zamanla anlaşılıp, edebiyat ödüllerinin sorgulanmasının vitesinin artarak devam edeceğine inancım tam.

30 Mart 2023 Perşembe

Dublajımsı Diyalogları Dijital Platformlar Mı İstiyor?


 En son İyi Adamın 10 Günü ile artık iyice canımı sıkan bir durum var: Yabancı filmlere yapılan dublaj gibi yerli filmlere diyalog yazmak.Artık neredeyse tüm yerli yapımlarda bu kulak tırmalayıcı şeylere rastlıyorum ve beni aşırı rahatsız ediyor bu durum. Biz öyle konuşmuyoruz, öyle konuşan biri olsa deli derler burada ama inatla böyle yazmaya devam ediyorlar.

İlk seferlerde, yazar ve yönetmenlerin tercihi gibi düşünüyordum bunu ve anlamlandıramıyordum bu durumu. Samimiyetsiz yapıyor yapımı çünkü bu tercihleri ve iyi olabilecek yapımları bile bir anda durduk yere kötü hale getirebiliyorlar. Ancak bir ortamda bu konuyu açtığımda farklı bir görüş geldi birinden Görüşe göre, dijital platformlar yurtdışında iyi satan Türk yapımları için özellikle böyle diyalog yazmayı dayatıyor olabilirler. Benim de fazlasıyla aklıma yattı bu fikir. İşi ortaya koyan kişiler değişse bile çok saçma olan bu olay değişmiyor çünkü.

Son olarak rahatsız olduğum konuya tek örnek vermem gerekirse eğer; ota boka fuck denilen Hollywood filmlerine özenip bizim de siktir kelimesini ota boka yerleştirmeye çalışmamız buna uygun. Biz her zaman siktir demeyiz hatta siktir kelimesini az kullanıyoruz. Hassiktir deriz genelde ve her duruma uygun türlü çeşit küfürlerimiz vardır. 

14 Mart 2023 Salı

Konstantiniyye Üçlemesi'nde Atatürk'e Ne Oldu? Ali Teoman'ın Evreninde Tarih

 

    2011'de yitirdiğimiz Ali Teoman'ın Konstantiniyye Üçlemesi'ne ikinci kez başladım bir süre önce. Bir önceki seferde de Karadelik Güncesi ile başlamış ve bırakmıştım, yine öyle yaptım ve bu sefer onu bitirmekle kalmayıp ilk kitap olan Uykuda Çocuk Ölümleri'ni de bitirdim. Son kitap Gecenin Atları'na ise erişemediğim için okuyamadım. Gerçi elimde olsa da okuyacağımdan pek emin değilim. Kitaplar hakkındaki düşüncelerim ilk olarak bu cümleden anlaşılır herhalde.

    Ali Teoman'ın evrenini Orhan Pamuk'tan ya da İhsan Oktay Anar'dan mı esinlenerek yarattığından tutun da ikinci kitabı Sade dirilip okusa diz çöküp tövbe etmesi durumuna kadar söylenecek çok şey var. Adeta bir mmorpg oyunu gibi oradan oraya koşturduğumuz kitaplarda yorulmamak elde değil. Söylemek istediklerim ise bu evrenin tarihi ile alakalı. Üçüncü kitabı okumadan yapacağım bu tarih kurgusu belki onunla çelişebilir, bilmiyorum. Orada belki eksik kalan noktalar belirtimişse onu da okuduktan sonra düzenlerim tekrar bu yazıyı.

    Öncelikle Konstantiniyye Üçlemesi'nde Cumhuriyet'in kurulduğu ama günümüzde topraklarımızın Osmanlı'nın en güçlü dönemdeki kadar geniş olduğu ve dilimizdeki eskiye bağlılığın sürdüğünü görüyoruz. Buradan yola çıkarak Atatürk'ün yine 10 Kasım'da ama çok daha erken bir tarih olan 1924'te ölmüş olması muhtemel. Ardından Kazım Karabekir ve İsmet İnönü yönetimi devralmak için çok uğraşırlar ama yenişemeyip ortak olmaya karar verirler. Ülkenin geleceği de bu ikilik arasında gelgitler ile şekillenir. Ancak en önemli olay tabii ki 2. Dünya Savaşı'nda gerçekleşir, hatta daha öncesinde. Kazım Karabekir sayesinde Nazilere büyük kazık atılır, İnönü sayesinde de savaşa dahil olunmaz. Yapılan bu siyaset ile Batı'nın etkisini söndürüp Sovyetlerin de uzağında kalan Türkiye bir anda eski topraklarına kavuşma fırsatı yakalar ve bunu başarır. Ancak Batılılaşma günümüz Türkiyesi kadar gerçekleştirilemez. Dilde sadeleşme ve modernleşme çok ilerlemez, kısaca şimdikinden daha kültür karmaşası yaşayan bir ülkenin varolduğunu düşünebiliriz.

    Bir diğer kültürel gelişme ise kısaltma geleneğinin ya da modasının doğumudur tabii. Konstantiniyye Üçlemesi demek komik ve belaltı göndermeli kısaltmalar demektir. Bu noktada ise gözümüzü Dünya'daki her yeniliğin doğduğu mekan olan Fransa'ya çevirmemiz gerekiyor. Bu kısaltma furyası sadece bizim değil birkaç yerde görüldüğü üzere tüm Dünya'nın etkisi altında kaldığı bir durum. Bunu da sağlayabilecek tek yer Fransa'dır haliyle. Nazileri arkadan vuran ve işleri değiştiren Türkiye yüzünden Fransa'da kara mizah düşkünü bir yönetim kuruluyor ve yapılabilecek en akla zarar işleri yapıyorlar. Bunlardan biri de komik ve belaltı göndermeli kısaltmalar ama her nasıl olduysa her zamanki gibi bu çok ilgi görüyor ve tüm ülkelere yayılıyor.Tabii Türkiye de bu modaya sımsıkı sarılıyor ve iliklerimize kadar işliyor sonuçta.


NOT: Bu yazı üçüncü kitap Gecenin Atları okunduktan sonra düzenlenebilir.

7 Mart 2023 Salı

Mahsun Aranofsky - The Whale

 

    Aranofsky'nin Brendan Fraser'ı küllerinden doğurduğu bir film The Whale. Büyük bir ilgi uyandıran ve beğenilen bir film oldu. Çok konuşuldu. Yüksek puanlar aldı. Ben hariç. 

    Aranofsky, her zaman melankoli ve drama yatkın bir yönetmen olmuştur malum. Her zaman izleyiciyi müzik ve oyuncuların abartılı dramatik oyunlarıyla vurmayı hedeflemiştir. Ancak The Whale ile işi tamamen Mahsun Kırmızıgül'e bağlamış bence. Filmin ana karakteri Charlie'yi sürekli acındırmaya çalışması, sürekli arkadan damar bir müziği kulağımıza dayaması film boyunca bitmiyor. Baştan sona kadar böyle geçiyor film. 

    Edebiyat öğretmenliğini uzaktan eğitim ile gerçekleştirmesi esnasında ahkam kesmesi bile acıtasyona bağlanıyor. Mahsun Kırmızıgül bile bu kadarını yapamazdı eminim. Acıtasyon, acıtasyon, acıtasyon... Olmamış Aranofsky. Brendan Fraser'ı bize yeniden kazandığın için teşekkürler ama film maalesef kötü.

8 Şubat 2023 Çarşamba

NOKTASIZ DERGİ 10. SAYI - SÜRGÜN

    Noktasız Dergi, ücretsiz bir düşünce dergisi için muhteşem işler çıkarmaya devam ediyor. Derginin 10. sayısının teması Sürgün ve bu tema hakkında çok özel ve güzel yazılar barındırıyor bu sayı.     

    Özellikle derginin sonundaki Timur Kocaoğlu röportajı harikulade. Orta Asya şairlerinin Kurtuluş Savaşı için yazdığı şiirler de ek olarak verilmiş.

    Noktasız Dergi mutlaka takip edilmeli.


http://noktasizdergi.com/surgun-10-sayi/

Cahil ile Sohbeti Kestim. -The Banshees of Inisherin


    The Banshees of Inisherin, Oscar için aday gösterildikten sonra ülkemizde de vizyona girdi. Daha önceden izleyenler, film hakkında uzun uzun konuşmuşlardı bile tüm bunlar olurken. Filmi beğenenler de beğenmeyenler de fikirlerini söylediler, bazen tartıştılar. Ben de beğendiğimi belirttim ve birkaç kötü söze maruz da kaldım.

    Filmin oyunculuk ya da filmografisi konusunda üstüne çok konuşulacak bir şeyi olduğunu sanmıyorum. Colin Farrell, gençliğinde çok sevmediğim bir oyuncuyken zamanla takdirimi fazlasıyla kazanmış birisi. Özellikle Yedi Psikopat filmi ile birlikte kendisi hakkında görüşlerim çok değişti. Onun dışında diğer oyuncular da gerçekten çok iyiler, özellikle Barry Keoghan. Keoghan, üstüne kitap yazılacak bir oyunculuk sergiliyor.

    Değinmek istediğim ise filmdeki Colm karakterinin, artık kendisine bir katkısı olmadığı için cahil arkadaşı Padraic ile tüm ilişkisini kesme kararı. Hayatını müziğe adayıp, besteler yapıp kısaca üretip adını tarihe kazıyıp ölmek istiyor Colm. Bu yüzden kendisine faydası olmayan şeylerle bağını koparmak istiyor. Bu isteğinde o kadar kararlı ki parmaklarını bile feda ediyor bu yolda. Bir daha enstrüman çalamama ihtimaline rağmen hem de.

    Yaş ilerledikçe gelen bir kapris mi bu yoksa bu fikre genç yaşta da kapılınabilir mi? Yani bu basitçe geçiştirilebilinecek bir konu mu? Dünya'ya iz bırakmak, üretmek... Milyarlarca insan bir şekilde yaşayıp ölüyor ve üç nesil geçtikten sonra eğer bir iz bırakmamışlarsa unutuluyorlar. Kaçımız dedesinin dedesini bilir? Colm'a hak vermek çok da zor olmasa gerek.

    Peki, bu yolda gerçekten insanın kendisini soyutlamasına ve sığ insanlarla ilişkisini kesmesine gerçekten gerek var mı? Colm, abartıyor mu bazı şeyleri? Yaşı ve duygusallığı nedeniyle abartıyor gibi. Dünya'ya iz bırakmışların arasında bu kadar kendini soyutlamaya çalışan kaç kişi biliyoruz? Bir de konunun boş kapris ve ego kısmı var tabii. Bu tavırlara girmiş çok kişi vardır elbet ama gerçekten iz bırakmışlardan bahsediyorum ben. Nadir olsa gerek böyleleri. Hemen akla gelen çok kişi yok.

    The Bansheed of Inisherin güzel bir filmdi, farkındalığa ulaşmış bir kişiyi böyle itici göstermesi çoğu insanda kötü etki gösterse de aslında üstüne düşünmek isteyen, farkındalığa ulaşmak isteyen kişiler için önemli bir film bence. Sanatçının, aydının toplumdan kopuk olması mevzusu çok eski bir konu ama günümüzde kendisini geliştirmek isteyen kişilere böylesine dokunabilmek gerçekten kolay değil. Herkesin buradan güzel çıkarımlar yapması dileğiyle...

17 Mart 2017 Cuma

Octavio Paz, Yalnızlık Dolambacı ve Türkiye

     Kitabın isminin insana ilk kez duyduğunda çağrıştırdıklarından farklı bir içeriğe sahip bir kitap yazmış Paz. Hem duygusal hem de duygusal değil denilebilir. Bunun sebebi de uzun bir memleket hakkında düşüncelerin duygusal bir dil ile anlatılması.
     Paz, Meksikalı bir yazar ve kitabında da Meksika'yı, insanlarını, gelenek ve göreneklerini anlatıyor. Ancak bu noktada kitabı okuyan kişi farklı bir şeyler hissediyor, kendisini kitaba yakın bulmaya başlıyor. Meksika'daki ortamın, gelişmelerin ve siyasi hareketlerin Türkiye'ye ne kadar da benzediğini fark ediyor. Her satırda yüzüne çarpıyor bu benzerlik neredeyse.
     Meksika ile benzerliklerin bu düzeyde olması, Meksikalıların Türklere benzemesi okuyanın hoşuna gidiyor ilk sayfalarda. Ancak sonradan yazarın da üstünde duracağı gibi, Meksika'nın bir İspanyol sömürgesi olduğu gerçeği yüzümüze çarpıyor. Hiç sömürgecilik yaşanmamış bu topraklar ile o topraklar birbirlerine niye bu kadar benziyor?
     Tam da duygusal diye belirttiğim nokta işte burası. Yıllarca sömürgelik yaşanmış, tarihinden arındırılmış bir ülke ile kendisini bağımsız diye nitelendiren Türkiye nasıl oluyor da bu kadar benzerlik taşıyor. Bu duygusal bir konu çünkü insanın içini acıtıyor. Duygusal ve ürpertici bir duygu yaşıyorsunuz ve bu oldukça gerçek bir duygu. Türkiye gerçekten bağımsız ve hiç sömürgeleşmemiş bir devlet mi gerçekten?