William Golding, Sineklerin Tanrısı kitabı ile Nobel Ödülü'nü kazandı. Büyük bir şöhrete ulaştı, üstüne tezler, makaleler yazıldı. Kitap hakkında konuşanlar, fikir belirtenler hep güzel şeylerden bahsettiler. Çocuklar için bir macera gibi başlayarak nasıl büyüleyici bir roman haline geldiğinden dem vurdular. Tüm bu konuşmaların, yazıların içinde hep bir eksik kaldı ne yazık ki.
Kitabın Mina Urgan çevirisindeki Sonsöz'ünde olsun, hakkında yazılan diğer tüm yazılarda olsun değinilen konu, yetişkin kitabı olması ve bunu çok çocukça bir hikayeyle yapması oldu. Bu yorum niye eksik geliyor bana peki? Evet, kitap bir çocuk macerası gibi başlıyor ve muhteşem bir yapıya kavuşuyor ama Golding'in değinmek istediği konu daha felsefik değil mi aslında?
Felsefik ana düşünce konusunda da yazanlar oldu tabii. Kitabın, medeniyetin önemini vurguladığından, düzen olmadığında neler olacağından bahsedildi bu yazılarda. Daha fazlası yok muydu? İnsancıl bir yaklaşım mıydı kitapta göze çarpması gereken? İnsanın, yasa ve düzen övgüsü müydü yoksa içindeki vahşinin aslında medeniyet ile üstünün örtüldüğünün açığa çıkarılması mıydı?
Olumlu ya da insancıl bir yaklaşım, sadece Sineklerin Tanrısı'nın değil, diğer tüm okumalarımızın yanlış bir yöne doğru evrilmesini sağlar. Gerçekçilik ile bakılması taraftarıyım dediğim zamanda da, gerçekçiliğin de aynı hataya düşeceği söylenebilir. Gerçekçilik zaten herkesin kendisine çektiği, anlamın dışına çıkmış bir kavram olmuştur. O yüzden ben burada "asıl gerçekçilik" tabirini kullanmak istiyorum.
Asıl gerçekçilik ile vardığım nokta ise şu. 1984'ten ya da Yeni Dünya Düzeni'nden eksik kalmayan hatta fazlası olan bir kitap, Sineklerin Tanrısı. Fazlası ise yönteminin diğerlerinin tersine bir şekilde ilerlemesi, medeniyetten sonra gelen karışıklığı işlemesidir. Diğer post-apokaliptik ya da ütopik benzerlerinin aksine "asıl gerçekçiliği" en iyi şekilde yansıtan kitap olmasıdır. Çocukların genel kanı olarak masum kabul edilmesini iyi kullanan yazar, çoğu kişinin kabul etmek istemeyeceği ve kabul etmediği gerçeği yüzümüze çarpar. İnsanoğlunun kurduğu medeniyet bir yalandan ibarettir, kendisini kandırmaktadır ve kendi özünden kaçmaktadır. İnsan vahşidir ve dünya için tehlikelidir.
Çocukların kullanıldığı romanın asıl mesajının bu olmasını söylemenin karamsarca bir yaklaşım olarak görmezden gelineceği bir gerçek. Asıl gerçekçilik gibi bir görüş ile bunun farkında olarak söylenmeli ki karamsarlık diyerek geçiştirmek yazarın da anlatmak istediği yalan üstüne kurulu dünyadan vazgeçmemek demektir. Sineklerin Tanrısı, bu şekilde okunmalıdır. Bir İngiliz eleştiri olmasına rağmen Nobel Ödülü almasının şaşkınlığı bir yana, asıl varılması gereken noktanın yazarın insanın kurduğu yalanı nasıl yıktığını anlayabilmektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder