30 Mart 2023 Perşembe

Dublajımsı Diyalogları Dijital Platformlar Mı İstiyor?


 En son İyi Adamın 10 Günü ile artık iyice canımı sıkan bir durum var: Yabancı filmlere yapılan dublaj gibi yerli filmlere diyalog yazmak.Artık neredeyse tüm yerli yapımlarda bu kulak tırmalayıcı şeylere rastlıyorum ve beni aşırı rahatsız ediyor bu durum. Biz öyle konuşmuyoruz, öyle konuşan biri olsa deli derler burada ama inatla böyle yazmaya devam ediyorlar.

İlk seferlerde, yazar ve yönetmenlerin tercihi gibi düşünüyordum bunu ve anlamlandıramıyordum bu durumu. Samimiyetsiz yapıyor yapımı çünkü bu tercihleri ve iyi olabilecek yapımları bile bir anda durduk yere kötü hale getirebiliyorlar. Ancak bir ortamda bu konuyu açtığımda farklı bir görüş geldi birinden Görüşe göre, dijital platformlar yurtdışında iyi satan Türk yapımları için özellikle böyle diyalog yazmayı dayatıyor olabilirler. Benim de fazlasıyla aklıma yattı bu fikir. İşi ortaya koyan kişiler değişse bile çok saçma olan bu olay değişmiyor çünkü.

Son olarak rahatsız olduğum konuya tek örnek vermem gerekirse eğer; ota boka fuck denilen Hollywood filmlerine özenip bizim de siktir kelimesini ota boka yerleştirmeye çalışmamız buna uygun. Biz her zaman siktir demeyiz hatta siktir kelimesini az kullanıyoruz. Hassiktir deriz genelde ve her duruma uygun türlü çeşit küfürlerimiz vardır. 

14 Mart 2023 Salı

Konstantiniyye Üçlemesi'nde Atatürk'e Ne Oldu? Ali Teoman'ın Evreninde Tarih

 

    2011'de yitirdiğimiz Ali Teoman'ın Konstantiniyye Üçlemesi'ne ikinci kez başladım bir süre önce. Bir önceki seferde de Karadelik Güncesi ile başlamış ve bırakmıştım, yine öyle yaptım ve bu sefer onu bitirmekle kalmayıp ilk kitap olan Uykuda Çocuk Ölümleri'ni de bitirdim. Son kitap Gecenin Atları'na ise erişemediğim için okuyamadım. Gerçi elimde olsa da okuyacağımdan pek emin değilim. Kitaplar hakkındaki düşüncelerim ilk olarak bu cümleden anlaşılır herhalde.

    Ali Teoman'ın evrenini Orhan Pamuk'tan ya da İhsan Oktay Anar'dan mı esinlenerek yarattığından tutun da ikinci kitabı Sade dirilip okusa diz çöküp tövbe etmesi durumuna kadar söylenecek çok şey var. Adeta bir mmorpg oyunu gibi oradan oraya koşturduğumuz kitaplarda yorulmamak elde değil. Söylemek istediklerim ise bu evrenin tarihi ile alakalı. Üçüncü kitabı okumadan yapacağım bu tarih kurgusu belki onunla çelişebilir, bilmiyorum. Orada belki eksik kalan noktalar belirtimişse onu da okuduktan sonra düzenlerim tekrar bu yazıyı.

    Öncelikle Konstantiniyye Üçlemesi'nde Cumhuriyet'in kurulduğu ama günümüzde topraklarımızın Osmanlı'nın en güçlü dönemdeki kadar geniş olduğu ve dilimizdeki eskiye bağlılığın sürdüğünü görüyoruz. Buradan yola çıkarak Atatürk'ün yine 10 Kasım'da ama çok daha erken bir tarih olan 1924'te ölmüş olması muhtemel. Ardından Kazım Karabekir ve İsmet İnönü yönetimi devralmak için çok uğraşırlar ama yenişemeyip ortak olmaya karar verirler. Ülkenin geleceği de bu ikilik arasında gelgitler ile şekillenir. Ancak en önemli olay tabii ki 2. Dünya Savaşı'nda gerçekleşir, hatta daha öncesinde. Kazım Karabekir sayesinde Nazilere büyük kazık atılır, İnönü sayesinde de savaşa dahil olunmaz. Yapılan bu siyaset ile Batı'nın etkisini söndürüp Sovyetlerin de uzağında kalan Türkiye bir anda eski topraklarına kavuşma fırsatı yakalar ve bunu başarır. Ancak Batılılaşma günümüz Türkiyesi kadar gerçekleştirilemez. Dilde sadeleşme ve modernleşme çok ilerlemez, kısaca şimdikinden daha kültür karmaşası yaşayan bir ülkenin varolduğunu düşünebiliriz.

    Bir diğer kültürel gelişme ise kısaltma geleneğinin ya da modasının doğumudur tabii. Konstantiniyye Üçlemesi demek komik ve belaltı göndermeli kısaltmalar demektir. Bu noktada ise gözümüzü Dünya'daki her yeniliğin doğduğu mekan olan Fransa'ya çevirmemiz gerekiyor. Bu kısaltma furyası sadece bizim değil birkaç yerde görüldüğü üzere tüm Dünya'nın etkisi altında kaldığı bir durum. Bunu da sağlayabilecek tek yer Fransa'dır haliyle. Nazileri arkadan vuran ve işleri değiştiren Türkiye yüzünden Fransa'da kara mizah düşkünü bir yönetim kuruluyor ve yapılabilecek en akla zarar işleri yapıyorlar. Bunlardan biri de komik ve belaltı göndermeli kısaltmalar ama her nasıl olduysa her zamanki gibi bu çok ilgi görüyor ve tüm ülkelere yayılıyor.Tabii Türkiye de bu modaya sımsıkı sarılıyor ve iliklerimize kadar işliyor sonuçta.


NOT: Bu yazı üçüncü kitap Gecenin Atları okunduktan sonra düzenlenebilir.

7 Mart 2023 Salı

Mahsun Aranofsky - The Whale

 

    Aranofsky'nin Brendan Fraser'ı küllerinden doğurduğu bir film The Whale. Büyük bir ilgi uyandıran ve beğenilen bir film oldu. Çok konuşuldu. Yüksek puanlar aldı. Ben hariç. 

    Aranofsky, her zaman melankoli ve drama yatkın bir yönetmen olmuştur malum. Her zaman izleyiciyi müzik ve oyuncuların abartılı dramatik oyunlarıyla vurmayı hedeflemiştir. Ancak The Whale ile işi tamamen Mahsun Kırmızıgül'e bağlamış bence. Filmin ana karakteri Charlie'yi sürekli acındırmaya çalışması, sürekli arkadan damar bir müziği kulağımıza dayaması film boyunca bitmiyor. Baştan sona kadar böyle geçiyor film. 

    Edebiyat öğretmenliğini uzaktan eğitim ile gerçekleştirmesi esnasında ahkam kesmesi bile acıtasyona bağlanıyor. Mahsun Kırmızıgül bile bu kadarını yapamazdı eminim. Acıtasyon, acıtasyon, acıtasyon... Olmamış Aranofsky. Brendan Fraser'ı bize yeniden kazandığın için teşekkürler ama film maalesef kötü.